"Korku bulaşıcıdır. Toplumsal kimliği kemiren bu hastalık bir Osmanlı
genetiği olarak Cumhuriyet'e geçmiştir. Hekimin reçetesi daima korku
dozunu artırmak, diğer yandan kalabalığa dönüştürdüğü toplumun oyun
alanını genişletmektir. 'Kamusal yalan' sahnesine çıkarılan herkes,
bürokratlar, aydınlar, sıradan insanlar, 'mış gibi yapmak' rolü için
birbiriyle yarışırlar. Uğrunda her şeyin göze alındığı bu sahte rol,
aslında suç işleme özgürlüğünü iktidardan talep etmek anlamına gelir.
İktidar bu konuda hoşgörülüdür; bize küçük günahlarımızın toplamından
ibaret armağanlar verir. Bu yücelik karşısında mahcubiyetimiz artar ve
daima başımız eğik bir halde yaşarız."
Oğuz Atay
Şubat 17, 2013
Şubat 12, 2013
Şubat 11, 2013
407
Araya zaman girer. Sonra, sanki Tarantino'dan bir sahneyi oynarmış gibi önünden geçiverir, ‛ha’ dersin, önündeki notlarla ilgilenmeye devam ederek. İçin tersini söyler ‛ah’. Arkasından bakarsın, kağıttaki her kelime ah olmuş.
Kaldır başını bir bak be!
Geçişirken yakalarsın iç çekişi kadar bir şeyi. Ne büyüktür o şey.
Saçları, burnu, adımlayan bacakları, gözleri, gözlerinin parıltısı, ağzını açsa çıkacak sesi, kolları, sımsıkı yumruğunun içinde tuttuğu lacivert çantanın dikişli sapı, son gördüğünden bu yana uzamış sakalları, baktığını gören teğet kaçan bakışları, hatta çantanın ağzından yarım uzamış raket bile sığar o iç çekişe.
Ah içim, ah çekemem.
An geçip de, gözünde iyice büyümeden önce anlamazsın ne gördün. Anladığında artık kalmamıştır gördüğün. Al sana bir kördüğüm.
Görmekle anlamak aynı âna sığsalardı, dünya daha yavaş dönerdi. Acele etmezdik o zaman. Birazdan anlamaya çabalayacağımız için görmenin yarım kalacağından tedirgin bakmazdık.
Gördüğümü anlamaya çalışırken körüm.
Aklımdaki görüntü hep geçmiş.
Çorba Blanchot kokuyor. Uzak akrabam olur. Başa saralım.
Saatin bir ânı içinde dünyayı gördüm. İki dalın arasında defalarca gidip gelerek örmüştüm o dünyayı hayalimde. İlk defa karşımdaydı. Ne acelem vardı anlamadım...
Telaşla bakmak, uzun uzun görmek bizimkisi.
Kaldır başını bir bak be!
Geçişirken yakalarsın iç çekişi kadar bir şeyi. Ne büyüktür o şey.
Saçları, burnu, adımlayan bacakları, gözleri, gözlerinin parıltısı, ağzını açsa çıkacak sesi, kolları, sımsıkı yumruğunun içinde tuttuğu lacivert çantanın dikişli sapı, son gördüğünden bu yana uzamış sakalları, baktığını gören teğet kaçan bakışları, hatta çantanın ağzından yarım uzamış raket bile sığar o iç çekişe.
Ah içim, ah çekemem.
An geçip de, gözünde iyice büyümeden önce anlamazsın ne gördün. Anladığında artık kalmamıştır gördüğün. Al sana bir kördüğüm.
Görmekle anlamak aynı âna sığsalardı, dünya daha yavaş dönerdi. Acele etmezdik o zaman. Birazdan anlamaya çabalayacağımız için görmenin yarım kalacağından tedirgin bakmazdık.
Gördüğümü anlamaya çalışırken körüm.
Aklımdaki görüntü hep geçmiş.
Çorba Blanchot kokuyor. Uzak akrabam olur. Başa saralım.
Saatin bir ânı içinde dünyayı gördüm. İki dalın arasında defalarca gidip gelerek örmüştüm o dünyayı hayalimde. İlk defa karşımdaydı. Ne acelem vardı anlamadım...
Telaşla bakmak, uzun uzun görmek bizimkisi.
Temmuz 19, 2012
406
The most important thing I learned on Tralfamadore was that when a person dies he only appears to die. He is still very much alive in the past, so it is very silly for people to cry at his funeral. All moments, past, present and future, always have existed, always will exist. The Tralfamadorians can look at all the different moments just the way we can look at a stretch of the Rocky Mountains, for instance. They can see how permanent all the moments are, and they can look at any moment that interests them. It is just an illusion we have here on Earth that one moment follows another one, like beads on a string and that once a moment is gone it is gone forever.
"When a Tralfamadorian sees a corpse, all he thinks is that the dead person is in a bad condition in that particular moment, but that the same person is just fine in plenty of other moments. Now, when I myself hear hat somebody is dead, I simply shrug and say what the Tralfamadorians say about dead people, which is 'So it goes'.
Kurt Vonnegut, Slaughterhouse-Five.
"When a Tralfamadorian sees a corpse, all he thinks is that the dead person is in a bad condition in that particular moment, but that the same person is just fine in plenty of other moments. Now, when I myself hear hat somebody is dead, I simply shrug and say what the Tralfamadorians say about dead people, which is 'So it goes'.
Kurt Vonnegut, Slaughterhouse-Five.
Mayıs 20, 2012
405
No one can survive childhood without being wounded. Everyone remembers at least one time when their parents rejected them, pushed them away, even though they may have still been in the womb, blind, and unable to speak. That's why, as adults, we all look for someone to become our parents again, and for someone to look after us in times of need. And we search for a person to live with who can provide the companionship we so desperately want.
Banana Yoshimoto, Strange Tale from Down by the River - Lizard.
Banana Yoshimoto, Strange Tale from Down by the River - Lizard.
Kasım 10, 2011
404
Now I knew what those who spend their lives searching are looking for. They must have seen the emptiness, and for the rest of their lives they had been struggling to repeat that experience. Now I understood why Jesus found it necessary to contradict himself every third sentence, and why Buddha had to resort to miracles, and Mohammed needed to intimidate and Meister Eckhart to insist that his own personal isolation should become common to us all. All of them had beheld the emptiness and longed to return to it.
The great systems which inform the world about truth and life invariably claim to be absolutely truthful and well balanced. In reality they are quaking bridges built out of yearning. All this I saw and it made me pure and clear as quartz.
Peter Høeg, “Reflection of a Young Man in Balance,” Tales of the Night.
The great systems which inform the world about truth and life invariably claim to be absolutely truthful and well balanced. In reality they are quaking bridges built out of yearning. All this I saw and it made me pure and clear as quartz.
Peter Høeg, “Reflection of a Young Man in Balance,” Tales of the Night.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)