Haziran 05, 2007

269

Artık seni sevmiyorum.
Ama baksana,
tüm umutlarını kaybetmek için ne güzel bir gece.

268

Bir yarın kıyısında gördüğümde, günlük traşını olur gibi sakin
oturuyordun
tahta taburede, kabaran suyla tam aramda.
Hep korkardım; ama en çok umuttan. Herşeyi bildiğin halde nasıl
hala masumsun?
Kaynayan çamur ve ben sayende göz kamaştırıyoruz.

267

Yine sarı duvar. Zaten gecenin önünden de köpek geçti.
Hadi iş tutmaya, uğurumu sana bulaştırayım.

266

Bana elimi sürdürtmüyorsun;
dil uzandıkça daha zor.

265

Diyelim ki ne yazdığını da bilmeden kağıdı kaplıyorsun. Arka arkaya birbirinin aynı desenlerle. Büyük, küçük, mavi, sarı, yuvarlak, köşeli aynılar. Ve saatler sonunda ne çizdiğini, nereye çizdiğini, neden çizdiğini unuttuğun halde kağıt hala boyanıyor. Işte böyle akarsın. Zaman beklerken, kağıt yaşlanır. Ve kağıdın bedeni boya olduğunda aralarında mutlaka içten bir hat vardır. Işte onu bulmak için çıktım yola. Belki o hattı bulabilirsem, birgün bir dokunuşta, kağıdı kirletmeden ve onu masaya çivilemeden aynısından çizebilirim.
Tek bir hamlede, bir doğru söz.

264

Yolumu açmaya sordum:
"Herşeyini kaybetmeye hazır mısın? Benim dışımda"

263

Mavi-yeşil hattında bir rüya makinası. Yüzünde akan bulutlardan herkes bir yere gider görünür: "Yanın boş mu?"